Erken Çocuklukta Başarının Kalbi

“Hazır bulunuşluk, Alt Beceriler ve Güven Bağı”

Yıllardır sınıflarda, bahçelerde, atölyelerde çocuklarla göz göze geldiğim her an bana aynı şeyi fısıldıyor:

“Bir çocuğun hazır bulunuşluğunu görmeden, alt beceri yolculuğuna eşlik etmeden ve en önemlisi onunla kalpten bir güven bağı kurmadan gerçek bir eğitimden söz edemeyiz.”

Peki neden mi? Gelin, biraz yakından bakalım…

Çünkü Öğrenme, Ancak Bütüncül Bir Dokunuşla Anlam Kazanır

Erken çocukluk dönemi; bir insanın köklerini saldığı, dünyaya, kendine ve başkalarına dair algısının şekillendiği en hassas evre. Bu dönemde kurduğumuz her bağ, sunduğumuz her küçük deneyim çocuğun ilerideki öğrenme hevesini, sosyal ilişkilerini ve duygusal dayanıklılığını doğrudan belirliyor.

Bir çocuğun bir konuyu kavramaya hazır olup olmadığını sezmeden, gelişim basamaklarını doğru okumadan ve onun kalbine dokunmadan atılan her adım; maalesef temeli olmayan bir bina inşa etmeye benziyor. Sağlam bir temel yoksa, üzerine koyduğumuz hiçbir bilgi kalıcı olamıyor.

Çünkü Hazır bulunuşluk ve Alt Beceriler, Yolun Asıl Taşlarıdır

Öğrenme, öyle bir günde ya da dışarıdan zorlamayla başlayan bir süreç değil. Her çocuğun kendi biricik ritmi, kendi saati var.

Parmak kasları henüz yeterince güçlenmemiş, koordinasyonu oturmamış bir çocuğun eline kalem verip harfleri çizmesini beklemek ya da okuma olgunluğuna erişmemiş bir minikten sayfalar dolusu okuma yapmasını istemek ona haksızlık etmekten başka bir şey değil. Her büyük becerinin arkasında sabırla inşa edilen onlarca küçük alt beceri yatar: İnce motor beceriler, görsel-işitsel dikkat, denge, duyusal regülasyon ve dil gelişimi…

Bizlerin görevi; her bir çocuğumuzun görsel algısını, dikkat süresini, hareket kabiliyetini ve duygusal olgunluğunu doğru değerlendirmek, eksik kalan basamakları sevgiyle ve doğru yöntemlerle tamamlamaktır. Kimi çocuk koşarak öğrenir, kimi çocuk dokunarak, kimi çocuk ise biraz daha zamana ve özel bir desteğe ihtiyaç duyar. İhtiyacı doğru görüp ona göre bir ortam sunduğumuzda, çocuk “Ben yapabiliyorum!” duygusunu tadar. Aksi halde hissedeceği tek şey yetersizlik ve öğrenmeye karşı erken bir küskünlük olur.

Çünkü Sevgi ve Güven Yoksa, Kapılar Asla Açılmaz

Bir çocuğun merakla etrafına bakabilmesi, soru sorabilmesi, hatta hata yapmaktan korkmaması için tek bir şeye ihtiyacı vardır: Güvende hissetmek.

Öğretmeniyle, rehberiyle arasında sevgiye ve koşulsuz kabule dayalı bir köprü kurulmayan hiçbir çocuk içsel olarak öğrenmeye motive olamaz. Güven bağı olmadığında bilgi belki bir süreliğine ezberlenir ama içselleştirilemez, yaşama karışamaz. Kendini güvende, dinlenilmiş ve değerli hisseden çocuk ise dünyayı keşfetmek için cesaretle kanat çırpar.

Birlikte, Sevgiyle ve Sağlam Adımlarla…

Bizler okullarımızda ve rehabilitasyon merkezimizde biliyoruz ki; eğitim sadece bilgi yüklemek değildir. Çocuğun elini tutmak, onun dünyasına saygı duymak, hazır olduğu basamağı sevgiyle beklemek ve o temeli nakış gibi işlemektir.

Attığımız her sevgi dolu ve bilinçli tohum, gelecekte kendine güvenen, mutlu ve yaşamla barışık bireyler olarak yeşerecek.

Peki sizce de bir çocuğa verebileceğimiz en güzel hediye, onun kendi ritmine inanmak ve ona güvenli bir liman olmak değil mi?

Sevgiyle,

Yorum Yap